Modern dünyada üretkenlik sık sık başarı ile eş değer tutuluyor. Ne kadar meşgulsek, ne kadar çok çalışıyorsak o kadar değerli olduğumuza inanıyoruz. Ancak bu bakış açısı, kendimize şefkat göstermeyi ihmal etmemize yol açabiliyor. Dinlenmek çoğu zaman bir lüks ya da zaman kaybı gibi algılansa da, aslında zihinsel ve fiziksel sağlığımız için bir gereklilik. Peki, dinlenmek gerçekten öz-şefkatin bir göstergesi mi? Kendimize zaman ayırmadığımızda nasıl hissediyoruz ve dinlenmeyi suçluluk duymadan nasıl kabul edebiliriz?
Günlük hayatın koşuşturmacasında dinlenmek için kendinize vakit ayırmadığınızda hem zihinsel hem de duygusal negatif etkilerini hissetmek kaçınılmaz hale geliyor. Öncelikle, dikkatimizi toplamak zorlaşmaya başlıyor. Normalde kolayca konsantre olabildiğiniz işler daha çok enerji gerektiriyor, basit kararlar bile fazladan çaba istiyor. Unutkanlık artıyor, en basit şeyleri bile hatırlamakta zorlanabiliyoruz. Zihnimizin sürekli dolu olması, bizi mental olarak daha yorgun hale getiriyor ve stres seviyelerimizi yükseltiyor. Stres arttıkça, günlük hayatta karşılaştığımız en küçük aksaklıklar bile gözümüzde büyüyor. Daha sabırsız, daha gergin hissediyoruz ve çevremizle olan ilişkilerimizde istemeden de olsa tahammülsüz hale geliyoruz.
Fiziksel belirtiler de kendini göstermeye başlıyor. Sabahları yorgun uyanmak, gün içinde enerjinin düşmesi, kas ağrıları ve hatta bağışıklık sisteminin zayıflaması bunlardan sadece bazıları. Dinlenmediğimizde bedenimiz de bunun sinyallerini veriyor ama çoğu zaman bu sinyalleri göz ardı ediyoruz. Yeterince dinlenmediğimizde ruh halimiz de bundan etkileniyor. Kendimizi sürekli verimsiz hissedebilir, motivasyonumuzu kaybedebilir ve aslında dinlenmemiz gerektiği halde daha çok çalışarak bu döngüyü devam ettirebiliriz.
Bu noktada önemli bir soru ortaya çıkıyor: Dinlenmek konusunda neden suçluluk duyuyoruz? Çoğumuz için dinlenme bir ödül gibi kodlanmış durumda. Yani ancak yeterince çalıştıktan sonra dinlenmeyi hak ettiğimize inanıyoruz. Ancak dinlenmek bir lüks değil, bir zorunluluk. Bir makinenin düzgün çalışabilmesi için bakıma ihtiyacı varsa, bizim de sağlıklı bir şekilde işlev gösterebilmemiz için dinlenmemiz gerekiyor. Bu yüzden dinlenmeyi hak edilmesi gereken bir şey olarak görmek yerine, hayatın doğal bir parçası olarak kabul etmek önemli.
Bunu yapabilmek için, zihnimizde kökleşmiş bazı düşünce kalıplarını değiştirmemiz gerekiyor. Dinlenmeyi zaman kaybı olarak görmek yerine, daha verimli ve sağlıklı olmamız için bir gereklilik olarak değerlendirmeliyiz. Dinlenmenin tembellik olmadığı gerçeğini kabul etmek, kendimize gösterdiğimiz öz-şefkatin bir parçası çünkü. Ve çünkü dinlenmek, yalnızca bedeni değil, zihni de onarıyor. Kendimize bu zamanı tanımak hem daha iyi hissetmemizi sağlıyor hem de uzun vadede daha dengeli ve üretken olmamıza yardımcı oluyor.
Dinlenmeye zaman ayırmak, kendimize verdiğimiz değerin bir göstergesidir. Öz-şefkat, yalnızca zor zamanlarda kendimize nazik olmak değil, aynı zamanda ihtiyaçlarımızı fark edip onlara kulak vermekle de ilgilidir. Bu yüzden, bedenin ve zihnin sana verdiği sinyalleri görmezden gelmek yerine, onlara kulak vermek ve dinlenmeye alan açmak bir zayıflık değil, aksine güçtür. Kendine şu soruyu sormak iyi bir başlangıç olabilir: Gerçekten ihtiyacım olan şey daha fazla çalışmak mı, yoksa biraz durup nefes almak mı?