Fedakârlık

 

Belki de en sık rastladığımız doğru bilinen yanlışlardan biri fedakarlığın iyi bir şey olduğu. Özellikle Türkiye toplumunda fedakârlık çok yüceltilir; dinen de makbul olduğu düşünülür. Elbette iyi tarafları vardır ve bazen gereklidir ama bu yazıda olumsuz ve gereksiz taraflarını anlatmak istiyorum.

Fedakârlık bazen aileden modelleme yoluyla öğrenilir. Anne ve/veya baba fedakârlık timsalidir. Herkesin yardımına koşan, yemeyen yediren, içmeyen içiren, yeri gelince kendi ailesinden alıp başka ailelere yardım olarak veren, kendi ailesi tok değilken bile aç olan komşu aileyi doyuran anne babasını görerek büyümüştür çocuk. Söze dökülse de dökülmese de fedakarlığın iyi olduğu mesajı çok nettir ailede. Çocuk da böyle davranır ve büyüyünce fedakâr biri olur. Ama sonra fark eder ki herkes böyle değil. Herkes yemese yedirse tamam, herkes doyacak, ama neredeyse kimse bunu yapmıyor. Bu sefer kandırılmış hisseder. Ben bu fedakarlıkları yaptım ama kimse bana yapmıyor. Bıraktım fedakârlık yapmayı, insanlar beni kandırıyor, hakkımı yiyor, düşüncesizce davranıyorlar. ‘O zaman insanlar kötü, bir tek ben erdemliyim demek’ diye düşünür. Ama işin aslı hayır diyemeyerek kendisi açıyordur kandırılmanın kapısını. Kendisinin fedakârlık sandığı şey dışarıdan kandırılmaya müsait olarak algılanır ve belki de başkasını kandırmaya çalışmayanlar bile onu kandırır. O halde, fedakârlık yapılacak kişi vardır yapılmayacak kişi vardır.

Aslında ilişkilerde daha sağlıklı olan, almanın ve vermenin dengeli olmasıdır. Bir birim verirsin, bakarsın karşılık alıyor musun. ‘Hadi ben yanlış anladım belki’ dedin, bir birim daha verdin, ama hala karşılık almıyorsun. E bunun sonu benim kandırılmış hissetmem, karşı tarafın da benim ne hissettiğimi bile anlamadan hayatına devam etmesi ve belki de haklı olarak ‘ben senden bir şey istemedim ki sen kendin verdin’ demesi. O zaman birkaç  kez verdikten sonra karşılık alamıyorsam orada duracağım. İlişkiyi tartacağım. Daha fazla vermek istiyor muyum, verirsem ne olur, vermezsem ne olur, artıları ne, eksileri ne, hesap edeceğim. Bu ayıp değil, günah değil. Vermek gönüllü olur, istemiyorsam vermem, bu yüzden benimle küseceklerse zaten arkadaşım, eşim, dostum değillermiş.

Fedakârlık bazen de ailedeki modellerden değil ailedeki ihtiyaç nedeniyle öğrenilir. Ailede birinin hep yardıma ve desteğe ihtiyacı vardır. Özellikle ebeveynlerden biri ebeveyn gibi değil evin çocuğu gibidir. Fedakârlık nedense diğer ebeveyne değil çocuklardan birine düşer. O çocuk, genelde duygusal ama bazen de fiziksel olarak ebeveyne destek olur, bu sayede ebeveynin ilgisini ve sevgisini kazanır ve ilişkileri böyle zanneder. Ancak kendimden verirsem sevilirim, ancak bir başkasının ihtiyaçlarını kendiminkinden önde tutarsam ilişki kurabilirim, aksi halde sevenim olmaz diye düşünür. Bu çocuk büyüyüp yetişkin hayatında ilişkiler kurmaya başlayınca da böyle davranır. Eşine ve arkadaşlarına hep fedakârlık yapar. Fakat bir süre sonra bakar ki eşi ona öyle davranmıyor. Eşi hep alan tarafta. Bir yıl değil, üç yıl değil, ömür boyu vermesi bekleniyor. Kendi ihtiyaçları ne olacak? Onları kim karşılayacak? O başkalarının ihtiyaçlarını karşılamakla meşgul, eşi de fedakarlıklarına karşılık vermiyor, kendi ihtiyaçları yıllardır karşılanmamış. Küskün hissediyor, kırgın hissediyor, ama soracak hesabı yok. Kendisi isteyerek verdi, kendisi öyle bir tablo çizdi ki ondan hep fedakârlık beklendi.

Hadi diyelim eşi de ona karşı hep fedakâr, iki fedakâr birbirlerini bulmuşlar. Ama bu sefer bağımlı bir ilişki kurmuşlar. Kendisini düşündüğü, kendi ihtiyaçlarını fark ettiği ve kendi ihtiyaçlarını karşıladığı yetişkin bir hayat kuramamış. Kendi kendine yeten iki sağlıklı yetişkinin ilişkisi değil bu; birbirine yaslanmış, diğeri olmadan kayıp düşen iki kişinin ilişkisi haline gelmiş ilişki. Kendi ihtiyaçlarını fark edebildiği, kendi ihtiyaçlarını kendisinin karşılayabildiği, bağımlı değil bağlı ilişkiler kurabilen biri haline gelmek için çaba göstermesi gerekecek.

İşin özeti fedakârlık sanıldığı kadar iyi bir şey değil. Eğer yapılacaksa hiçbir karşılık beklemeden yapılmalı. Zihnin derinliklerinde bile beklenen bir karşılık olmamalı. ‘Böyle yaparsam sevilirim, ancak böyle yaparsam ilişki kurabilirim’ diye düşünüyorsa kişi aslında bir karşılık bekliyordur. Alışkanlık olarak değil, bilinçli bir şekilde, bedellerine razı olarak yapılmalı. Fedakârlık yapılmalı denize atılmalı ama kişilik özelliği haline, kol değneği haline, ilişki kurma yolu haline gelmemeli. Tabi bunları söylemesi kolay yapması zor. Zaten birçok şey böyledir. Terapi de bu yüzden var. Bu yolda biri size ayna tutsun, nerede fazla fedakâr davranıyorsunuz görmenize yardımcı olsun, değişim yolunda size eşlik etsin isterseniz Yenibenlik online terapi sitesinde bu iş için eğitim almış, deneyimli, işini iyi yapan terapistler sizi bekliyor…

Prof. Dr. Deniz Canel Çınarbaş

Deniz Canel ÇınarbaşHand 1590578 1280